Çocuğunuz iki yaşına geldiği hâlde çevresiyle sosyal açıdan temas kurmuyorsa, göz temâsı zayıfsa, konuşamıyor ve/veya konuşmuyorsa, insanlardan ziyâde cansız nesnelere ilgi gösteriyorsa, üç yaşına geldiğinde hayali ve temsili oyun oynamıyorsa, “otistik spektrum bozukluklarından (yaygın gelişimsel bir bozukluktan) şüphelenilmesi gereklidir.

Hastalığın ortaya çıkış sebebi:

OSB, beyinden köken alan nörobiyolojik bir rahatsızlıklar kümesidir. Beynin, duyguları idrak etme, paylaşma, iletişim ve sosyal etkileşim kurma merkezlerinde nörokimyasal bir hasar olmasıyla karakterizedir. Bu hasarın, beynin gelişim sürecinde, sinir hücrelerinin göç etmesi esnasında her hangi bir nedenle ortaya çıktığı veya doğumu takip eden yakın zamanda toksik veya zararlı birtakım maddelere maruz kalan beynin, normal gelişimini tamamlayamaması ileri sürülmekle birlikte, herhangi bir özgül biyolojik gösterge henüz bulunamamış olup, yol açan tam mekanizma henüz tespit edilememiştir.

OSB, beynin bir nörogelişimsel, nörokimyasal hastalığıdır. En çok kabul gören mekanizma, daha anne karnında beyin gelişmesi esnasında sinir hücrelerinde bir hasar meydana gelip, çocuğun sosyal ve iletişimsel yeteneklerini bozmasıdır. Genellikle bu durum işitme becerisi yerinde olan çocuğun seslenildiğinde dönüp bakmaması, konuşamaması, insanlardan ziyade cansız nesnelerle ilgilenmesi, dönen eşyalara ilgi göstermesi veya tek tük konuşur hâlde iken konuşma becerisini kaybetmesi ile kendini gösterir. Aileler ilk olarak bu şekilde kuşkulanıp hekime başvurmaktadır.

 

OTİSTİK BOZUKLUK

Ortalama görülme sıklığı olarak, 10.000 kişiden 7.2’sinde rastlanmaktadır.

Klinik Tablo:

Belirtiler sıklıkla doğum sonrası ilk 2 sene içinde başlar. Bâzen birkaç aylık veya senelik normâl gelişimden sonra da belirtiler ortaya çıkabilir. Genellikle bebeklikte bir miktar konuşabilen çocuk bu yeteneğini bir süre sonra kaybeder, ismiyle seslenildiğinde dönüp tepki vermez. Bununla birlikte, ayrılırken el sallama veya “ce-ee oyunu” gibi sosyal tepki verme becerileri de kaybolur. İnsanlarla iletişime girmekten hoşlanmazlar, göz temâsı kurmaktan kaçınırlar. Yüz ifâdeleri ilgisizdir. İlgilendikleri bir şeyi çevreleriyle paylaşmazlar.

Konuşma şekillerinde

  • ânında ekolali (karşı tarafın söylediklerini bire bir tekrar etme),
  • gecikmiş ekolali (gün içerisinde duydukları kelime ve cümleleri zaman geçtikten sonra işlevsellikten uzak bir şekilde tekrarlama),
  • monoton veya robot gibi bir vurguyla konuşma, şahıs zamirlerini cümle içinde karıştırma (“ben” yerine “sen” diye kullanma),
  • semantik açıdan gelişmiş cümleler oluşturamama, iletişimde karşılıklı konuşmayı başlatma ve/veya sürdürmede güçlük çekme tipiktir.

Zekâları genellikle normâlin altında olduğu hâlde, bâzı otistik çocuklar müzik, resim veya hâfıza konusunda aşırı gelişmiş yeteneklere de sâhip olabilirler (örneğin, aylar öncesinden ileri takvim tarihine âit olan günün adını söyleyebilme vb.); bunlara tarihî olarak idiot savant, yeni deyişle otistik savant da denir.

Sosyal davranışlara yansıyan bir diğer boyut ise, uygun yaşıt ilişkisi kuramama, hayâlî oyun oynayamama, otistik çocukların canlılardan ziyâde cansız nesnelere ilgi göstermeleridir. Örneğin bir şişe kapağına veya deterjan kutusuna aşırı ilgi gösterip onları gün boyu yanlarından ayırmayabilirler. Seslenildiğinde tepki vermedikleri hâlde, zile veya elektrikli süpürge gibi bâzı seslere aşırı tepki verebilirler.

Stereotipik (amaçsız ve tekrarlayıcı) hareketlerden el çırpma, parmak ucunda yürüme, eşya döndürme tipiktir. Bu davranışlar çocuğun zamanının çoğunu kapsar.

Teşhis Kriterleri:

Otistik bozuklukta, toplumsal etkileşim, toplumsal iletişimde kullanılan dil veya hayâlî oyun oynama yeteneğinde, 3 yaşından önce gecikme yâhut olağandışı bir işlevsellik mevcuttur.

  1. Toplumsal etkileşime girme yeteneğinde sorunlar yaşanması
  2. Toplumsal etkileşim için yapılan el-kol hareketleri, yüz ifâdesi, göz göze gelme gibi bâzı davranışlarda bozulma;
  3. Gelişimine uygun akran ilişkileri kuramama;
  4. İlgi ve başarılarını diğer insanlarla paylaşmama;
  5. Toplumsal veya duygusal karşılıklar vermeme.
  6. İletişimin niteliğinde bozulma
  7. Dil gelişiminin gecikmesi yâhut hiç gelişmemesi;
  8. Başkalarıyla konuşmayı başlatma veya sürdürmede sorun ortaya çıkması;
  9. Basmakalıp veya tekrarlayıcı özel bir dil kullanma;
  10. Hayâlî veya toplumsal taklitlere dayalı oyunları kendiliğinden oynamama.
  11. İlgi alanlarında ve davranışlarda sınırlı, basmakalıp ve tekrarlayıcı özelliklerin olması
  12. Olağandışı bir veya birden fazla basmakalıp ve sınırlı ilgi alanında kapanıp kalma;
  13. Bâzı törensel davranışlara hiç esneklik göstermeden sıkı sıkıya uyma;
  14. Basmakalıp ve yineleyici motor hareketler (örneğin parmak şaklatma, el çırpma yâhut karmaşık tüm vücut hareketleri).
  15. Eşyaların parçasıyla anlamsız şekilde sürekli uğraşıp durma.

Tedavi ve Seyir:

Beyinde bozukluğa yol açan sebebin ne olduğu tam olarak tespit edilemediği için, özellikle otizmi tedavi edecek bir ilâç tedavisi henüz mevcut değildir.

Hâlen tedavide birinci aşamada özel eğitim yer almaktadır. Özellikle erken yaşta yakalanan vak’alarda özel eğitim ile yüksek oranda başarı sağlanır.

İlâç tedavisinin bu bozuklukta ancak ek davranışsal sorunlar ortaya çıkınca yeri vardır. Bâzı otistiklerde özellikle ergenlik döneminde davranışsal sorunlar ortaya çıkarken, bâzılarında ise bu yaşlarda az veya çok derecede düzelme görülür. İlâç tedavisiyle sosyal uyum sorunları ve dikkat sorunlarına müdahale edebilmek mümkündür. Bu sâyede özel eğitimden sağlanan verim daha kaliteli olur.

Seyirde, yetişkin otistiklerin yaklaşık 2/3’ü temel günlük ihtiyaçlarını karşılamada ciddi sorunlar yaşarken, 1/3 kadarı bir düzeye kadar kişisel ve meslekî bağımsızlık elde edebilir. Bunların da çok küçük bir azınlığı tam bağımsız olarak yaşayabilir.

Bu hastalarda epileptik nöbetler çocukluk ve ergenlik döneminde normâl popülasyondan daha sık görülür.

Yetişkin hayattaki seyrin en önemli göstergeleri zekâ düzeyi, sosyal işlevsellik ve iletişim yeteneğidir. Ancak, çalışmalar sonrasında bu durumun dahi mutlaka olumlu seyre işâret etmediği gösterilmiştir.

 

 

 

ASPERGER BOZUKLUĞU (Yüksel İşlevselli Otistik Bozukluk)

Çocuğun toplumsal etkileşimi nitelik açısından otistik bozukluktakine benzer şekilde bozulur. Aynı otizmde görüldüğü üzere, davranış, ilgi ve etkinliklerde sınırlı, basmakalıp ve yineleyici örüntüler vardır.

Bu hastalıkta otistik bozukluktan farklı şekilde kendini gösteren en temel özellik, lisan ve konuşma gelişiminde klinik açıdan önemli genel bir gecikme olmamasıdır. Örneğin çocuk iki yaşına geldiğinde tek tek kelimeler söyler, 3 yaşında ise iletişim kurmaya yönelik cümleler kullanır. Yine otizmden farklı olarak, Aspergerli çocukların bilişsel gelişmeleri normâldir. Kendi kendilerine yetme konusundaki öz bakım becerilerini geliştirebilirler. Çocukluklarında çevreyle ilgilenip tepki verirler. Ancak, toplumsal açıdan uygun şekilde bir etkileşim içerisine giremezler. Önemli işlevsellik alanlarında da klinik açıdan belirgin sıkıntı yaşarlar.

Aspergerli çocukların gerek bilişsel faâliyetleri, gerekse de konuşabiliyor olmaları nedeniyle çocuk psikiyatrisine götürülmeleri genellikle daha ileri yaşlarda olur.

Bu çocuklar sınıfta “yalnızlığı tercih eden, çoğunlukla sınır, normâl veya üstün zekâ kapasitesinde, normâl (veya bâzı derslerde üstün) derecede başarı sergileyen, tuhaf, kolay anlaşılamayan ve ulaşılamayan” olarak târif edilirler. Konuşma şekilleri monotoniktir ve duygusal aktarımdan yoksundur.

Aspergerli çocukların gerek bilişsel faâliyetleri, gerekse de konuşabiliyor olmaları nedeniyle çocuk psikiyatrisine götürülmeleri genellikle daha ileri yaşlarda olur.

Bütün bu özellikleri nedeniyle bu hastalığı yüksek işlevselli otizm şeklinde tanımlayan ekoller de bulunmaktadır. Tarihte büyük işler yapan bâzı kişilerin bu gruptan oldukları düşünülmektedir.

Tedavi ve Seyir:

Çocukla evde ilgilenecek bir yetişkine (şâyet anne çalışıyorsa, onunla ilgilenip bol sosyal uyaran verecek, oyun oynayacak ve konuşacak bir yetişkin) mutlak olarak ihtiyaç vardır. Çocuğun televizyon seyretmesi günde üç-beş dakika ile sınırlandırılmalı, belirli bir yol kat edene kadar bilgisayar oyunları sıfırlanmalıdır.

Aynılığın ısrarı konusundaki takıntıları mutlak şekilde çeşitlendirilmelidir.

Özel eğitmenin yönlendirmesi doğrultusunda öz bakım becerileri, al-ver gibi basit komutlar, göz teması çalıştırılmalıdır.

 

Çocuk hayatın içine dâhil edilmeli ve bu şekilde günlük hayatla ilgili olarak her şeyi yaşayarak öğrenmesi sağlanmalıdır.

İkili, en fazla üçlü olarak oyun gruplarına katılarak akran ilişkilerinin geliştirilmesine çalışılmalıdır.

Ana sınıf ve ilkokul yaşı geldiğinde yine çocuk psikiyatrı tarafından, yetenekleri, bilişsel ve sosyal gelişimi değerlendirilerek akademik açıdan yol haritası çizilmelidir.

Tüm bunlar azimle yapıldığı takdirde, çocuğunuzda bir takım gelişmeleri mutlaka göreceksiniz. Ebeveyn olarak bu husustaki gayretinizi kaybetmemeniz son derece önemlidir. Ondaki en ufak bir olumlu hareket sizi daha da motive edecektir ve bu sürece ne kadar erken yaşta başlarsanız, seyir o kadar olumlu olacaktır.

Özel eğitim tedavinin olmazsa olmazıdır. Eşlik eden davranışsal sorunlar ortaya çıkarsa, ilâçlı tedavi eklenebilir. Yaygın gelişimsel bozukluklar arasında seyir açısından en yüz güldürücü olanı Asperger Bozukluğudur. Bu bireyler, sosyal empati yeteneği, duygusallık ve sosyal girişkenlik açısından hayat boyu değişik derecelerde sıkıntı yaşasalar da, üniversiteden mezun olabilirler, iş hayatına atılıp başarılı olabilirler, evlenip çocuk sahibi olabilirler.

SONUÇ

Alt grubu her ne olursa olsun, hekim tarafından, çocuklarında bir Yaygın Gelişimsel Bozukluğun varlığı telâffuz edilen aileler açısından, hastalığı ilk kabulleniş süreci son derece zor bir olaydır. Bu yazımda bu ailelere seslenmek istiyorum.

Öncelikli olarak çocuğunuz böyle bir teşhis almışsa, “her çocuk özeldir, ancak sizin çocuğunuz bir kademe daha özeldir” gerçeğini hissetmeye çalışın. Böyle diyorum, çünkü bu özel çocuklara her ne verirseniz mutlaka bir geri dönüş alırsınız.

Konuşmayan ve sosyal açıdan ilgisiz görünen çocuğunuzu ilk fırsatta bir çocuk psikiyatrına götürün. Erken teşhis, yüz güldürücü bir geleceğin olmazsa olmazıdır. Güvendiğiniz ve iyi iletişim yakaladığınız çocuk psikiyatrınızla bu yolda yürüyün. Onun kılavuzluğunda ilerleyin.

Tedavinin en önemli basamağı özel eğitimdir. Küçük yaşlardan itibaren oldukça yoğun bir özel eğitimin (haftada en az beş saat) yeri son derece önemlidir.

Çocukla evde ilgilenecek bir yetişkine (şâyet anne çalışıyorsa, onunla ilgilenip bol sosyal uyaran verecek, oyun oynayacak ve konuşacak bir yetişkin) mutlak olarak ihtiyaç vardır.

 

 

 

Çocuğun televizyon seyretmesi günde üç-beş dakika ile sınırlandırılmalı, belirli bir yol kat edene kadar bilgisayar oyunları sıfırlanmalıdır.

Aynılığın ısrarı konusundaki takıntıları mutlak şekilde çeşitlendirilmelidir.

Özel eğitmenin yönlendirmesi doğrultusunda öz bakım becerileri, al-ver gibi basit komutlar, göz teması çalıştırılmalıdır.

Çocuk hayatın içine dâhil edilmeli ve bu şekilde günlük hayatla ilgili olarak her şeyi yaşayarak öğrenmesi sağlanmalıdır.

İkili, en fazla üçlü olarak oyun gruplarına katılarak akran ilişkilerinin geliştirilmesine çalışılmalıdır.

Ana sınıf ve ilkokul yaşı geldiğinde yine çocuk psikiyatrı tarafından, yetenekleri, bilişsel ve sosyal gelişimi değerlendirilerek akademik açıdan yol haritası çizilmelidir.

Tüm bunlar azimle yapıldığı takdirde, çocuğunuzda bir takım gelişmeleri mutlaka göreceksiniz. Ebeveyn olarak bu husustaki gayretinizi kaybetmemeniz son derece önemlidir. Eğer tüm bunları kabul etmede veya yapılması gerekenleri gerçekleştirmede bir sorun yaşıyorsanız, hiç vakit kaybetmeden bir psikiyatrdan destek alın. Unutmayın ki, Ondaki en ufak bir olumlu hareketin sizde yaratacağı mutluluk paha biçilmez olacaktır ve bu sürece ne kadar erken yaşta başlarsanız, seyir o kadar olumlu olacaktır.

Yrd. Doç. Dr. Neslim G. Doksat

Çocuk ve Ergen Psikiyatrı

Beykent Üniversitesi Psikoloji Bölümü